Çoğu şirkette tedarikçi ve iş ortağı ilişkileri, yıllar içinde "güvene dayalı" bir şekilde büyür: önce sözlü bir anlaşma, sonra bir e-posta onayı, derken fiilen yıllardır süren bir ticari ilişki. Sözleşme varsa da genelde tek bir şablon üzerinden ilerlenir ve içeriği her yeni ilişkide gözden geçirilmez. Bu durum günlük işleyişi hızlandırır ama bayilik, distribütörlük, acentelik ve tedarik ilişkilerinde önemli hukuki riskleri de görünmez kılar.
Bu riskler genellikle bir sorun çıkana kadar fark edilmez: bir distribütör sözleşmesi feshedildiğinde beklenmedik bir tazminat talebiyle karşılaşmak, bir tedarikçiye yapılan ödemenin gecikmesi yüzünden ek maliyetle yüz yüze gelmek, ya da bir rakiple yapılan sıradan bir görüşmenin rekabet hukuku açısından sorun oluşturması gibi. Aşağıdaki 8 madde, şirketlerin ticari ilişkiler ve tedarikçi yönetimi alanında en sık gözden kaçırdığı noktaların bir kontrol listesi niteliğindedir.
Uzun süredir çalıştığınız tedarikçilerle hâlâ sözlü anlaşma veya tek seferlik sipariş onaylarıyla mı ilerliyorsunuz? Yazılı sözleşme olmaması, bir anlaşmazlık durumunda hangi tarafın hangi yükümlülüğü üstlendiğini ispatlamayı zorlaştırır. Özellikle süreklilik arz eden tedarik, distribütörlük veya acentelik ilişkilerinde, teslim koşulları, ödeme vadeleri, fesih usulü ve fesih sonrası yükümlülüklerin yazılı olarak belirlenmiş olması hem uyuşmazlık riskini düşürür hem de ileride ortaya çıkabilecek taleplerin kapsamını önceden sınırlar.
Bir tedarikçiyle çalışmaya başlamadan önce sadece fiyat teklifine mi bakıyorsunuz, yoksa şirketin mali durumu, geçmiş ticari ilişkileri ve varsa hukuki ihtilafları hakkında bir ön kontrol yapıyor musunuz? Tedarikçi durum tespiti (due diligence), ileride ödeme güçlüğü, teslimat sorunları veya itibar riski yaratabilecek iş ortaklarını erken aşamada fark etmenizi sağlar. Bu kontrolün belirli bir şablona bağlanması ve her yeni ilişkide tekrarlanması, süreci kişisel yargıdan bağımsız, tutarlı bir uygulamaya dönüştürür.
Bir distribütöre veya bayiye belirli bir bölgede ya da ürün grubunda münhasır hak veriyorsanız, bu hükmün rekabet hukuku açısından değerlendirilmesi gerekir. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, belirli bir piyasada rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacı taşıyan ya da bu etkiyi doğurabilecek anlaşmaları yasaklar; münhasırlık içeren dağıtım anlaşmaları da bu çerçevede, tarafların pazardaki konumuna göre ayrıca değerlendirilmesi gereken bir başlıktır. Sözleşmedeki münhasırlık süresinin, kapsamının ve pazar payı etkisinin gözden geçirilmemiş olması, fark edilmeden bir uyum sorununa yol açabilir.
Bir acentelik ya da tek satıcılık (distribütörlük) ilişkisini sonlandırırken, karşı tarafın sözleşme süresince şirketinize kazandırdığı müşteri portföyü nedeniyle tazminat talep edebileceğini biliyor musunuz? Türk Ticaret Kanunu'nun acentelik hükümleri arasında yer alan ve "denkleştirme istemi" olarak bilinen düzenleme, belirli şartların oluşması hâlinde acentenin, sözleşme sona erdikten sonra bu yönde bir talepte bulunabilmesini mümkün kılar; Kanun bu hükmün tek satıcılık gibi benzer münhasırlık ilişkilerine de uygulanabileceğini öngörür. Fesih kararını vermeden önce bu riskin sözleşme metni ve ilişkinin seyri açısından değerlendirilmesi, sürpriz bir talep ile karşılaşma olasılığını azaltır.
Sektör toplantılarında, derneklerde veya gayri resmi ortamlarda rakiplerle fiyat seviyeleri, kapasite kısıtlaması veya müşteri/bölge paylaşımı konuşulduğunu fark ettiğinizde bunun sadece "bilgi paylaşımı" olmadığını biliyor musunuz? Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, rakipler arası fiyat tespiti ve pazar ya da kaynak paylaşımı niteliğindeki anlaşma ve uyumlu eylemleri açıkça yasaklar; yazılı bir anlaşma olmasa bile, piyasa koşullarıyla açıklanamayan paralel davranışlar da bu kapsamda değerlendirilebilir. Çalışanlarınızın bu tür görüşmelerde nasıl davranması gerektiğine dair net bir iç politikanızın olup olmadığını kontrol edin.
Tedarikçilerinize yapılan ödemelerin düzenli olarak geciktiği bir süreç işletiyor musunuz? Türk Ticaret Kanunu'nun ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçlarını düzenleyen hükmü, alacaklıyı koruyucu nitelikte düzenlemeler içerir ve sözleşmede geç ödeme faizini tamamen kaldıran veya aşırı düşük tutan hükümlerin geçersiz sayılabileceğini öngörür. Ödeme süreçlerinizin bu çerçeveyle uyumlu olup olmadığını, özellikle büyük şirketlerin küçük tedarikçilerle olan ilişkilerinde ayrıca gözden geçirmekte fayda var.
Yurt dışından mal alırken veya satarken, sözleşmede "kim hangi noktada teslim yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır" ve "risk hangi anda karşı tarafa geçer" sorularının cevabı açık mı? Incoterms gibi uluslararası ticaret odası (ICC) tarafından standartlaştırılmış teslim kuralları, sözleşmeye açıkça ve güncel versiyonuyla dahil edildiğinde bağlayıcı hale gelir; aksi hâlde teslim yeri ve risk geçişi konusunda yorum farklılıkları doğabilir. Kullandığınız terimin hem güncel olup olmadığını hem de her sözleşmede tutarlı şekilde belirtilip belirtilmediğini kontrol edin.
Bir tedarikçi veya distribütörle ilişkiyi sonlandırmak istediğinizde, bildirim süresinin ne olduğunu ve fesih sonrası hangi yükümlülüklerin (stok devri, bilgi teslimi, rekabet yasağı gibi) devam ettiğini sözleşmeye bakmadan söyleyebilir misiniz? Fesih süreçlerinin şirket içinde standart bir kontrol listesine bağlanmaması, hem bildirim sürelerine uyulmamasına hem de yukarıda bahsedilen tazminat risklerinin gözden kaçmasına neden olabilir. Özellikle uzun süreli ticari ilişkilerde fesih kararı öncesinde bu maddelerin ayrıca gözden geçirilmesi önemlidir.
Yukarıdaki maddelerin her birini, şirketinizin tüm tedarikçi ve iş ortağı sözleşmeleri için tek tek gözden geçirmek zaman alıcı ve kolayca atlanabilecek bir iştir. Hukuk Check-up'ın 8 alanı kapsayan anketi, bu ve benzeri soruları şirketinize özgü yanıtlarınız üzerinden tarar ve sonuçları önceliklendirilmiş, somut bir rapora dönüştürür.
Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz ve belirli bir olay veya sözleşmeye ilişkin değerlendirme için kullanılamaz.